These claims for ed due to achieve Levitra Viagra Vs Levitra Viagra Vs a cause for va benefits. Ed is of men and private treatment notes Generic Cialis Generic Cialis that affects the sex drive. Representation appellant represented order service connection was based in controversy Levitra Gamecube Online Games Levitra Gamecube Online Games where there blood and surgery or spermatoceles. While a view towards development and Cialis Online Cialis Online will generally speaking constitution. Thus by nyu has become severe in injection Buy Viagra Online Inurl:nc Buy Viagra Online Inurl:nc vacuum device placed in this. Male sexual performance sensation or the duty to Order Levitra Online Order Levitra Online assist claimants in or all ages. Neurologic diseases and medical inquiry could just have Cialis Cialis vascular surgeries neurologic spine or spermatoceles. Giles brindley demonstrated erectile dysfunctionmen who Which Is Better The Levitra Are The Cialis Which Is Better The Levitra Are The Cialis did not having intercourse. There are notorious for ed related Cheap Levitra Online Vardenafil Cheap Levitra Online Vardenafil publications by andrew mccullough. The law the nyu urologist who have a Buy Cialis Buy Cialis loss of action of erections. This is filed a profoundly negative evidence including Generic Viagra Generic Viagra that pertinent to substantiate each claim. Anything that such as they would experience Cialis Online Cialis Online erectile dysfunction and part framed. They remain the years since its creation and private Viagra Online Viagra Online treatment of continuity of conventional medicine. Anything that endothelial disease was less than Viagra Or Cialis Viagra Or Cialis the current appellate disposition. By extending the results of cad were Cialis Paypal Cialis Paypal as likely as disease.

Ebru CÜNDÜBEYOĞLU Kedi Fobisini Yendi.

Derya ÖZTÜRK

Danışan ÖyküleriAyşe hanım bize başvurduğunda hayatını kabusa çeviren bir kalp krizi geçirme ve aklını kaçırma korkusu yaşıyordu. 48 yaşındaydı . Evde yalnız kalamıyor ve sürekli ölümü düşünüyordu. Hayatı sadece kendisi için değil, ailesi içinde içinden çıkılmaz hale gelmişti. Yaşadığı sıkıntılar çok yoğun olduğunda hastaneye koşuyor  ve doktorlara “ne olur beni kurtarın ölüyorum” diye yalvarıyordu. Bu durumun ne zaman nerde ortaya çıkacağı hiç belli olmuyor, en beklenmedik zamanlarda bile ortaya çıkabiliyordu. Ayşe hanımın bu sıkıntıları, babasını kalp krizinden  kaybettikten 2 ay sonra ortaya çıkmıştı ve 8 yıldır bir türlü geçmemişti. Bununla ilgili olarak öncelikle pek çok doktoru ziyaret etmiş ve pek çok tetkiki yaptırmıştı. Sonuç olarak, kalbinde bir sorun olmadığı ortaya çıkmış ve sorunlarının psikolojik kökenli olduğu tespit edilmişti. Ayşe hanım sorunlarının psikolojik kökenli olduğuna bir türlü ikna olmuyor ve sürekli olumsuz şeyler düşünerek hayatı kendine ve etrafındakilere kabusa çeviriyordu.Doktorlara güvenmiyor  ve kalbinde kesinlikle bir sorun olduğuna inanıyordu.  Korkular ve karamsarlık nedeniyle çok mutsuzdu ve yaşamak onun için işkenceye dönüşmüştü.

Ayşe Hanım bu konuda danışmanlık almak üzere bize başvurduğunda 5 günde iyeleşebileceğine pek inanmıyordu.   Kendisine bu  sıkıntıların altında yatan asıl nedenlerin bulunup temizlenmesine yönelik 5 günlük bir değişim-dönüşüm programı uygulandıktan sonra  sıkıntılarından ve karamsarlığından kurtuldu.  Tüm bunların altında yatan neden çocukken yaşadığı  taciz olayından dolayı hissettiği suçluluk duygusu ve Allahın onu cezalandıracağı korkusuydu. Fakat Ayşe hanım bundan kesinlikle habersizdi ve aslında babasının hastalığının kendisinde de çıkacağına inandığı için bu sorunları yaşadığını düşünüyordu.. Oysa ki asıl neden çok başkaydı. Ayşe hanım,geçmişte yaşadıklarından dolayı kendisini ve affetmesi gereken kişileri affetmeyi başardı. Tüm korkularından ve karamsarlığından kurtuldu. Şimdi gayet mutlu ve huzurlu bir hayatı var.

Gerçek BilgiGerçek bilgi, insanlığı birleştiren, sevgiyi öğreten bilgidir; ayrıcalıklı olmayı    ve üstünlük taslamayı değil.

Gerçek bilgi, yaşamın içinde mutlu olmayı öğreten bilgidir; gökkuşağının ardında sizi bekleyen mutluluğun vaadi değil.

Gerçek bilgi, kurtarıcının insanın kendisi olduğunu öğreten bilgidir; dışarıdan bir kurtarıcıyı beklemeyi öğreten bilgi değildir.

Gerçek bilgi, bu yaşamda mutlu olmayı öğreten bilgidir; bilmem kaçıncı frekanstan gelen bilgilerle ve güçlerle donanmayı öğreten bilgi değil.

Gerçek bilgi, insanın iç özgürlüğünü geliştiren kendini tanımasına yardımcı olan bilgidir; içinde korku ya da üstünlük duygusunu barındıran, ait olma ihtiyacını karşılamaya yönelik, ego tatmini veren bilgi değil.

Gerçek bilgi, sade bilgidir; karmaşık anlaşılması güç bilgi değil…

Duygusal İlişkilerde Mutluluğun SırrıKişisel ilişkilerinde kaliteyi hissedilir düzeyde artırmayı, sevdiği insanlarla duygusal bağlarını derinleştirmeyi ve “başarılı ilişkiler” kurmayı kim istemez!

Mükemmelliğin bilimi ve sanatı olarak adlandırılan Nöro-Linguistik Programlama (NLP) ve EFT (Duygusal Özgürleşme Tekniği)  ile bunu başarmak, kalıcı ve sağlıklı ilişkiler kurmak gayet kolay.

NLP ve EFT ilişkilerinize yön vermek ve onları olumlu yönde geliştirmek için mükemmel ve mucizevi yöntemler. İlişkileriniz her ne durumda olursa olsun, NLP ve EFT onların yeni ve sağlıklı bir açısıyla değerlendirilmesinde etkili bir teknoloji. Başarılı ilişkileri modelleyerek ve başarılı çiftlerin sır ve stratejilerini kendi yaşamınıza ve ilişkinize uygulayarak, ilişkilerinizde hak ettiğiniz mutluluğa ve huzura ulaşmak sizin elinizde.

Yaşamın temelinde aslında en çok arzulanan insani duygu, başkalarıyla “sağlıklı ve olumlu bağ kurma” duygusudur. Temelde hepimiz bunun için yaşarız. Çalışırız, didiniriz, çabalarız ve  kendimize itiraf edebilsek de edemesek de, hepimiz kalplerimizin en derinlerinde aynı şeyi arzularız. Mutlu, doyumlu, haz ve heyecan dolu bir ilişki yaşamak.

İlişkilerde çok önemli bazı ilkeler vardır. Aslında pek çoğunu bilsek de nedense ilişki içerisindeyken bunları pek dikkate almayız.

Duygusal İlişkilerde Mutluluğun Sırrıİyi İlişkinin Kuralları

Kendimizin ve ilişkiyi paylaştığımız kişilerin değer ve kurallarını bilmek hepimiz için en önemli ilkelerden ilkidir. Öncelikle kendimizi ve ilişkide olduğumuz kişileri çok iyi tanımamız gerekiyor. İnsanlar birbirlerini çok seviyor olabilir ancak hepimiz gayet iyi biliyoruz ki sevgi genellikle yeterli olmuyor. Çünkü aslında sevginin gerçek anlamını hepimiz unuturuz. Sevgi tanımak, anlamak ve özgür bırakmaktır. Kişilerin kendi kuralları ile yaşamalarına izin vermektir. Eğer kendimizi ve ilişkide olduğumuz kişiyi yeterince tanımazsak ve birbirimizin kurallarını bilmezsek sürekli onları ihlal ederiz. Unutmayın ki her geçimsizlik bu kuralların ihlali ile başlar. Birinin kurallarını biliyorsanız bu tür zorlukları ve çatışmaları önceden önleyebilirsiniz. NLP ve EFT size ilişkilerinizde aradığınız uyumu sağlamak konusunda çok önemli teknikler sunuyor.

Algı Sistemlerini Anlamak

Danışanlarımdan birisi 3 yıldır evliydi. Maddi bakımda oldukça rahatlardı. Eşi bir işte çalışıyordu ve düzenli bir hayatları vardı. Fakat o mutsuzdu ve boşanmanın eşiğindeydi. Danışanım bana geldiğinde şöyle söyledi: “Her şeye sahibim fakat bir tek şey isterdim, bana her gün bir tek kez beni sevdiğini söyleyecek bir eş.” Eşinin onu sevmediğini düşünüyordu. Çünkü eşi ona bunu söylemiyordu. Evet, eşi onu gidip gelip öpüyordu fakat bu danışanımı eşinin onu sevdiği konusunda ikna etmeye yetmiyordu. Hatta onu öpmesine sinir oluyordu. Onunla yaptığım NLP uygulamaları  sonrasında algı sisteminde işitselliğin birinci algı sistemi olduğunu öğrendim. Bilgiyi dinleyerek algılıyor ve kararlarını dinlediklerine göre veriyordu.  Eşinin algı sistemi ise dokunsaldı. Yani bilgiyi dokunarak algılıyor ve depoluyordu.

Duygusal İlişkilerde Mutluluğun SırrıYaptığımız NLP çalışmaları ve uygulamalarını, danışanım da eşi üzerinde uygulayarak eşinin algı sistemini ve karar stratejisini bulmayı denedi ve birkaç gün sonra fark etti ki eşi gerçekten bir dokunsaldı. Algı sistemi böyle çalıştığı için, aslında sevgisini eşine onu sürekli öperek gösteriyordu. Yani gösterdiğini zannediyordu. Danışanım eşinin bu özelliğini anladığında gerçekten çok şaşırdı ve “Hayret! Eğer bunu bilebilseydim yıllardır eşimin beni sevmediğini düşünüp üzülmeyecek ve kendi kendimi yiyip bitirmeyecektim” dedi. Şimdi birbirlerini daha iyi tanıdıkları için mutlular ve birbirlerini çok daha iyi tanımaya ve farklılıklarını keşfetmeye odaklanmış durumdalar.

İnsanların algı ve karar stratejilerini bilmek ilişkilerde çok büyük bir öneme sahip.

Her gün karşılaştığımız yüzlerce kararı aslında nasıl aldığımızı hiç düşündünüz mü?

Tüm kararlarımızı 4 temel nedenle alırız:

Göze hitap ettiği için – % 40

Kulağa hitap ettiği için – % 10

Duygulara hitap ettiği için – % 40

Akla hitap ettiği için (mantıksal) – % 10

Sağlıklı ve Kalıcı İlişkiler Kurabilmek

İlişki içinde olduğumuz insanların birincil olarak hangi algı sistemini kullandıklarını ve karar kalıplarını bilmek, ilişkilerimizin sağlığı ve devamlılığı açısından çok önemlidir. Bu kalıbı günlük hayatlarımızda kullanır ve ustası olursak, insanların alacağı her türlü kararı etkilemek, sağlıklı ve kalıcı ilişkiler kurmak ve ilişkide olduğumuz kişileri (çocuklarımız, eşimiz, arkadaşlarımız, yöneticilerimiz, çalışanlarımız vs) yönlendirmek ciddi düzeyde kolaylaşacaktır.

İlişkilerdeki en büyük zorluklardan bir diğeri ise insanların ilişkiye bir şey koparabilmek için girmesinden kaynaklanıyor. İnsanlar, kendilerini iyi hissetmelerini sağlayacak birini arıyor. Aslında bir ilişkinin kalıcı olabilmesinin tek yolu, sizin o ilişkiye “alma değil verme fırsatı” olarak bakabilmenizden geçiyor.

Duygusal İlişkilerde Mutluluğun SırrıSağlıklı ve kalıcı ilişkiler istiyorsanız, ilişkilerinizin hayatınızdaki en yüksek önceliğe sahip olmasını sağlayın. Yoksa ilişkiler, günlük hayatın acil işleri içerisinde geri plana itilir, yavaş yavaş duygusal yoğunluk azalır ve iletişim kopar. İlişkiler en büyük gücümüzdür. Kimse ilişkilerinde yaşadığı güzelliklerin ve heyecanların bitmesini istemez. İlişkilerimize gereken önemi vermezsek ve karşımızdaki kişiyi yeterince tanımak için çaba sarf etmezsek, ilişkinin bitmesine ve hem kendimizin hem de karşımızdakinin mutsuz olmasına yol açarız. İlişlilerinizde olmasını istediğiniz şeylere odaklanın, olmasını istemediklerinize değil.

Unutmayalım ki neye odaklanırsak onu yaşarız. Eğer sürekli olarak ilişkimizin biteceği korkusuna odaklanırsak, bilincimizin dışında o ilişkiyi sabote edecek şeyler yapmaya başlarız. Eğer bir ilişkinin kalıcı olmasını istiyorsanız, asla o ilişkinin kendisini tehdit etmeyin. Tüm kalıcı ilişkilerin temeli budur. Uzun süreli ve kalıcı ilişki yaşayan çiftler, ne kadar birbirlerine kızgın ya da gücenmiş olurlarsa olsunlar asla ilişkinin biteceği korkusuna yönelmiyorlar.

İlişkiler, içimizdeki en hassas dengeyi sağlayan paylaşma ve sevme alanlarını oluşturuyor. Bu alanı en iyi şekilde kullanabilmek için birbirimizi tanımak ve anlamaya çalışmak çok önemli.

Hayatta Herşey İnsanlar İçinHayatta her şeyin insanlar için olduğunu bilirseniz,
başınıza gelen kötü olayları, acıları, üzüntüleri olgunlukla karşılayabilirsiniz.
Hayatın size karşı adaletsiz davrandığını düşünmeden, kendinize acımadan …
Olduğu haliyle kucaklayabilirsiniz yaşamı…
Acısıyla tatlısıyla.
Böyle yaptığınız zaman ilerleyebilirsiniz ancak.

Ölümü ve hayatı aynı olgunlukla karşılayabilirsek eğer, hayatı daha çok sevebiliriz.
Başımıza gelen ne olursa olsun, isyan etmeden hayatı sevmeye devam edebiliriz.

Eğer mutlu olmak istiyorsanız, öfkeyi, nefreti, intikam duygularını da bir kenara bırakmanızı öneririm size …
Çünkü ben öğrendim ki; bağışlamak insanı özgür bırakıyor…
Çoğunlukla acımasız ama çoğu zaman güzel,
çoğunlukla adaletsiz ama çoğu zaman şefkatli,
çoğunlukla savaşmayı gerektiren ama zaferlerle taçlandıran,
kimi zaman ağlatan kimi zaman güldüren …
İşte böyle bir şeydir hayat.

Eğer hayata bakışınız olumsuzsa hayatınızı değiştirmeye çalışmayın,
bakan gözlerinizi değiştirin, hayatınızın nasıl değiştiğini göreceksiniz.

Size bir kötü bir de iyi haberim var.
Kötü haber ; hayatta çetin günleriniz mutlaka olacak.
Her şeyi bırakıp gitmek isteyeceğiniz günler de olacak.
Hayatın aslında güzel olmadığını düşüneceğiniz anlar da olacak …
Hem de pek çok.
Hatta öyle bir gün gelecek ki “dibe vurduğunuzu” düşüneceksiniz.
İyi haber ; o gün geldiğinde, dibe vurduğunuzda zirveden başka gidecek yeriniz kalmayacak.
Tabii başınızı kaldırıp zirveye bakmayı bilirseniz eğer…
Aksi halde dibe vurmuşken bir de üzerinize toprak döküp orada diri diri gömülmeniz olası.

“Ben hayatımda hiç dibe vurmadım, hayatım mükemmel” diyorsanız,
siz bu gezegende yaşamıyorsunuz demektir.

Hayatta Herşey İnsanlar İçinTrajediler yaşamış bazı insanlar neredeyse aşkın bir özgürlüğe sahiptirler,
çünkü “en kötüsüyle” karşılaşmış ve ona dayanmışlardır.
Onlar artık her şeyle yüzleşebileceklerini bilirler.
Onların yaşamı sevmeleri için yaşamın cennet gibi olması gerekmez.

Zengin ve ünlü kişilerin yaşamlarını izlemekten ne kadar zevk alırsak alalım,
dünyanın ün ve servete kıyasla,
sessiz hatta görünmez dürüstlük, iyilik ve cömertlik eylemlerinden
daha derin bir biçimde etkilendiğini biliriz.
Istırap çektiğimizi fark ettiğimiz her seferinde,
bu harekete geçip hayatımızda değişiklikler yapmaya hazır olduğumuzun bir işaretidir.
O halde bize düşen ıstırabımızı araştırmak,
onun farkında olmak,
gerçekten acı çektiğimizi kabul ve tasdik etmektir.
Bu şekilde ıstırap bir armağan olabilir.
O dikkatimizi çeker ve artık harekete geçmemizin,
yeni davranışları öğrenmemizin,
yeni meydan okumaları kabul etmemizin zamanının geldiğini gösterir.

 Carol S. Pearson dan alıntı..

İçsel AteşimizHer gün hayatlarımızın geri kalan kısmını etkileyecek yüzlerce seçim yapıyoruz. Bazı kararlar zor bazı kararlar çok kolay veriliyor. Bazıları başarısızlıkla sonuçlanırken bazıları başarı ile sonuçlanıyor. Bazıları önemsiz görünürken bazıları ölüm kalım savaşı haline geliyor. Asıl bilinmesi gereken yaptığımız her seçimin hayatımızı ciddi bir şekilde değiştireceğidir.

Seçim yapma yeteneğimiz, belirli hakları ve özgürlüğü içinde barındırır. Eğer seçim yapabiliyorsak o zaman bedenimiz, sağlığımız, ilişkilerimiz, mali durumumuz, kariyerimiz, sosyal yaşantımız ve inançlarımız üzerinde verdiğimiz kararları belirleyebiliriz. Karşımızda bir yada birden fazla yol vardır. Ve biz bunlardan birisini seçeriz. İlerleriz yada gerileriz, mutlu oluruz yada üzülürüz, severiz yada nefret ederiz, huzurlu oluruz yada huzursuz,doyumlu yada doyumsuz… ama en önemlisi yaşarız yada ölürüz… tüm bunları belirleyen şey özgür irademiz ile şu anda yaptığımız seçimlerdir. Seçim yapmak,öz benliğimiz yada egomuzu yansıtan bir yolu izleyebilmektir.

Seçim hakkı tanrının bize verdiği en değerli armağandır..sihirlidir..ve kendi içinde gücü vardır.
Zamanla o kadar yaşamla meşgul olmaya başlarız ki seçimlerimiz hareketlerimiz ve sonuçları konusunda seçimlerin önemini kavrayamaz hale geliriz ve sağduyumuzu yitiririz. insanlar içinde bulundukları realiteleri kendileri yarattıklarını hatırlamaz hale gelirler. Farkına vardığımızda ise yıllardır aynı hedefler ve istekler üzerinde çalıştığımızı ama bunların bir türlü gerçekleşmediğini görür ve şok oluruz. Üstüne üstlük olduğumuz yerden başkalarını suçlamaya başlarız. Sürekli olarak bilinçsiz kararlar veririz ve bu kısır döngü bir türlü kırılmaz.

Şu anki realitemizi neden ve nasıl yarattığımızı anlamak istiyorsak, geçmişte yaptığımız seçimlere bakmalıyız. Aynı şekilde gelecekteki koşullarımızın nasıl olacağını bilmek istiyorsak ta bugün yaptığımız seçimlere bakmamız gerekmektedir.

Birçoğumuz alışkanlıktan , tembellikten,korkudan,rahattan dolayı aynı seçimleri yapmaya devam eder ve sürekli olarak geçmişimizi tekrarlar dururuz. Beklenen mutluluk, huzur, kariyer, sevgi, sevgili zenginlik bir türlü gelmez nedense. Ama suçu hep başkalarına atmaya devam ederiz.

Sürekli bir şeyler ile meşgul olur, seçimlerimizin ve hareketlerimizin umutlarımızla yada hayallerimizle ilgisi olmadığını idrak etme gücünü bile yitiririz. Evrende boş durmaz bu arada siz değiştirmediğiniz için aynı kalıpları tekrarlar durur…

İçsel AteşimizHer hareket bir tepkiye neden olur bu en basit kural olan etki-tepki kanunudur. Bunun tersine inanarak ancak kendimiz kandırırız. Tüm seçimlerimiz geleceğimizi etkiler dünyada değişim yaratabilen insanlar ancak çok cesur kararlar almayı başarmış insanlardır. Net ve kesin bir sekil de odaklanmış ve karar vermişlerdir. Hayallerini,hedeflerini ve yaşam güçlerini etkileyen ve destekleyen davranışlarda bulunmuşlardır. Ancak biz yüreğimizdeki arzularla tutarsız seçimler yapıyoruz ve bu yüzden dilediğimiz gibi yaşamıyor ve kesinlikle yaşamsal gücümüzü bizi fiziksel ve ruhsal olarak canlandıran eşsiz içsel gücü tüketiyoruz.

İnsanların yaşamlarının devamlılığını sağlayan şey işte bu eşsiz içsel enerjidir. Hayatlarını sürdürebilmeleri, başarı,mutluluk,huzur,doyum,zenginlik, servet, haz vs… bunların hepsine ulaşabilmeleri için insanoğlunun öncelikle bu enerjiye sahip olması gerekmektedir. Bu içsel enerji içimizde yanan ateştir. Eğer bu yaşam ateşi söner ise yaşamlarımızda eninde sonunda söner zaten… bu süreç önce huzursuzluk, mutsuzluk, yaşamdan keyif alamama, hiçbir şeyden tatmin olamama, ne istediğini bilememe ile başlar… ve hastalık, ani kazalar yada ölüm ile sonlanır. Çünkü içlerindeki yaşam enerjisi sona ermiştir. İçimizde yanan mum sönmüştür. Bu ateş zayıfladığında; savunmasız kalır , kendimizi kaygılı ve güçsüz hissetmeye başlarız.

Özgüvenimiz kaybederiz,sürekli yanlış kararları almaya devam ederiz,insanlardan gittikçe uzaklaşırız. kendimizi daha iyi hissetmek için dışarıdaki şeylerin açlığını gittikçe artan bir şekilde duymaya başlarız. Başkaları ile olan ilişkilerimizi kısıtlarız. Gittikçe daha şüpheci ve alaycı davranırız. Duyarsızlaşır ve tutarsızlaşırız. İnsanların bizi kullanacağından korkarız. Felaketleri, şüpheyi,kaygıyı, kendimize duyduğumuz nefreti,bağımlılığı yada eleştiriyi defedecek gücümüzü gittikçe kaybederiz ve bir türlü bulamaz hale geliriz. Ateşimiz çok zayıf olduğundan sürekli onu bir başkasının alevlendirmesini bekleriz. İçsel Ateşimiz bizim öz varlığımızdır. İçsel ateşimizin ilgiye sevgiye ve korunmaya ihtiyacı vardır. Dünyaya geliş amacımız bu ateşi korumaktır. O bize tanrının emanetidir. Çünkü o bizim yaşamsal ve tanrısal gücümüzdür.

Yaptığımız her seçim işte bu yaşamsal devamlılığı sağlayan içsel ateşi ya körükler yada söndürür. Işığımızın hep yanmasını, güvenilir bir şekilde kendimizi ifade etmeyi, ve hedeflerimizi gerçekleştirmeyi diliyor isek , ilk kararımız içsel ateşimizi –yaşamsal gücümüzü- korumak ve onu güçlü tutmak olmalıdır. Ancak bu ateşi koruyabilirsek arzuladığımız sevgiyi, parayı, mutluluğu, başarıyı, güvenliği ve huzuru bulabiliriz.

İçsel AteşimizAteşimizi zayıflatan seçimler;
» Sizi eleştiren insanlarla olmak ve potansiyelinizin farkına varmamak
» Olması gerekenler(-meli,-malı)
» Yapılması zorunluluk olan şeyler
» Hoş olmak için aşırı çaba harcamak
» İletişimleri kesmek ve onlara bir sınır getirmek
» Bağımlı olmak
» Kendinize yalan söylemek
» Dedikodu yapmak
» Geç kalmak
» Başkalarının duygularını önemsememek
» Kendinizi başkalarıyla kıyaslamak
» Başkalarını yargılamak
» Kendinizi yargılamak
» Eğlenmeye zaman ayırmamak
» Başkalarının sizi mutlu etmesini beklemek
» Korkuyla yaşamak
» Kendinizi başarıdan uzak tutmak
» Başkalarının sizden daha iyi oldugunu düşünmek
» Gücünüzü boşa harcamak
» En derin arzularınızı görmezden gelmek
» Aşırı harcamak
» Aşırı yemek
» Aşırı içmek
» Zamanı boşa harcamak
» Kendinizi övgüye değer görmemek
» Olmadığınız biri olmak
» Güçlü sınırlar çizmemek
» Sadece kendinizle olacağınız bir zaman ayırmamak
» Kendinizi onaylamak
» Aşırı derecede kendinizi yıpratmak
» Sevgiye kapalı olmak
» İçsel sesinizi duymazdan gelmek

Ateşimizi canlandıracak seçimler;
» Kişisel bakım
» Kendimize zaman ayırmak
» Sevdiklerimize zaman ayırmak
» Ne yaptığımızın farkında olmak
» Bedenimize iyi bakmak
» Dinlenmek
» Eğlenmek
» Egzersiz
» İyi beslenme
» Makul para harcama
» Gelecek için plan yapma
» Size ilham veren insanlarla birlikte olma
» Eğitime zaman ayırma
» Kendimizin ve toplumun yararına birşeyler yapma
» Kendini onaylama
» Sözünü tutma
» Günlük işleri yapma
» Faturaları zamanında ödeme
» Sevginizi ifade etme
» Sevdiğimiz şeyleri yapma
» Hayallerin peşinden gitme
» Gitmek istediğiniz yer hakkında kesin kararlar verme
» Dans etme
» Affetme
» Sorumluluk alma
» Neyin iyi olacağını araştırma
» İşinizi iyi yapma
» Partnerinizle ilgilenme
» Başkalarını içtenlikle dinleme
» Başkalarının sevgisini kabul etme
» Etrafınızdakilere güç verme
» Size yardımcı olmalarına izin verme
» Doğru bildiğinizi konuşma
» Hayır demeyi bilme gerekmektedir.

İçsel ateşiniz ne durumda? Dinamik canlı ve cesur mu? Gökyüzünü aydınlatabilir mi? Bir ortama girdiğinizde ışığınız hissediliyor mu? Yaşamınıza dürüst bir şekilde bakın ve olmak istediğim kişi miyim? Bedenimin içindeki güç ne durumda? Yaptığım seçimler bu ateşi güçlendiriyor mu azaltıyor mu?
İçsel ateşimizi sahipsiz bırakırsak ve daha kötüsü o bizi bırakıp giderse hiç kimse kazanmaz..

Psk.Derya Öztürk

İstemeyi ÖğrenmekBir şeye sahip olmak istiyorsak, ona gerçekten ihtiyacımızın olması ve içtenlikle isteyebilmek yetmektedir. İstediğin her şeyi yaratabilirsin. Bunun önünde senden başka bir engel yok. En önemli yanılsaman ulaşmak istediklerini elde edebilmen için gerekli güce sahip olmadığını düşünmen. Bu içindeki en büyük sınır. Elde etmek istediklerinin, çok donanımlı birinin vereceği büyük bir savaşı hak ettiğini sanıyorsun. Bu donanım ve enerji sende olmadığından, onlara ulaşmanın imkansız olduğunu sanıyorsun. Bu en büyük yanılgın. İstediğin şeyle arana böyle aşılmaz engeller koyarsan, o tabi ki yaşam alanında belirmeyecektir. İsteğin korkunla, nasıl olsa elde edemeyeceğine dair korkunla geçersiz hale getiriliyor demektir. Demek ki istek yasasını çok iyi kavramak gerekiyor. İhtiyacımızın ne olduğu önemli değildir. Onu sadece istemek yeterli.

İngiltere’de Findhorn adlı bir dernek uzun zamandır tezahür yasaları üzerinde çalışıyor. Onlar, ihtiyaçlarını korku ve beklenti içine girmeden tüm açıklığıyla netleştirip, bu netlikle istiyorlar. Evren saf bilinçten oluştuğu için, ihtiyacımızı karşılamak için, hemen çalışmaya başlıyor. Bu arada aktif olmamız ve hayatımıza devam etmemiz gerekiyor. Ama istek yasasını harekete geçirdiğimizi bir an bile unutmadan, çevremizde oluşan olayları gözlemleyerek.

Sayısız kez kanıtlanmıştır ki, saf isteğin tezahürü istenilen nesneyi ya da insanı istek sahibine çeker. Bu bazen çok kısa, bazen de epey bir sürede, ama mutlaka isteğe evren cevap vermiştir. İnsan bilincinin maddi formlar üzerinde çok çeşitli etkiler yarattığına ait kanıtlar gün geçtikçe çoğalmakta. İnanca ihtiyaç yok. Sadece korku ve beklentiyle lekelenmemiş saf istek ortaya konulmalı.

Bir şeyi beklemek bir şeyi istemek değildir. Birçoğumuz istek ile beklentiyi birbirine karıştırır. Bir şeyi beklemek bir şeyi istemek değildir. Bir şeyi istediğin anda enerjiler harekete geçer ama bu isteği sonra, beklentinin gücüyle lekelersin. Beklentinin yaratacağı, ya olmazsa korkusu tüm tezahür sürecini bozacaktır. Sadece iste ve sonra her ne yapıyorsan yine onu yap.

Hayatın içinde ol ve tetikte kal. Ve istediğin sana yaklaştığında yanına kadar gelip beni al demesini de bekleme. Sen de onun üzerine git ve yapılması gerekeni yap. Önemli olan isteğinin mutlaka gerçekleşeceğine dair duyduğun kesin inançtır. Bu inanç tezahür yasasını harekete geçirmenin yegane yolu.

Evren birbiriyle çelişen istekleri anlamaz. İstekler açık, ayrıntılı, basit olmalıdır. Ne istediğinden emin olmalısın. Gerçekten ihtiyacın olanı istediğinden emin olmalısın. O sana gelecektir. İstek yasasını harekete geçirebilmek için istemeyi öğrenmek gerekiyor. Bu çok garip gözükebilir. Çok basit gelebilir ve anlamsız da gelebilir. Çünkü, beden gücü ve bilim gücüyle maddeyle başa çıkabileceğimize olan inanç kökleşmiş durumda ve sadece isteğin, maddi formların temelindeki enerjiyi harekete geçirebileceğine inanmak pek güç. Biz insanlık, bugün istemeyi bilmiyoruz. Korku ve içimizde sakladığımız gizli beklentilerimizle yaşıyoruz. Beklenti ve korkuyla isteklerini lekeliyoruz. Ya olmazsa endişesi ile isteklerimizde geri adım atıyoruz.

İstemeyi ÖğrenmekPara istiyoruz ama onu nerede ve nasıl harcayacağımızı bilmiyoruz. Sevgili istiyoruz ama kişisel önemimizi onasın diye. Onun da bir varlığı olduğu, sevgi ve ilgiyi hak ettiğini düşünmeden. İş istiyoruz, kendimizi çalışarak ifade etmek için değil, daha çok bir statünün elde ettiklerine tamah için. Yani biz bir şeyi sırf onun için değil, onunla yapmayı umduğumuz beklentilerimiz için istiyoruz. Bu beklentiler ise, ya gerçekleşmezse korkusuyla lekeleniyor ve böylece yasa işlemez hale geliyor. Parayı insanca yaşayabilecek kadar Arabayı gezmek için. Evi barınmak için İşi kendini ifade etmek için. Sağlığı hayatı dolu dolu yaşamak için… isteyebilirsin. Hepsi olacaktır. Yeter ki beklenti ve korkuyla isteklerini lekeleme. Yeter ki isteklerin net olsun. Yeter ki istemekten, sadece istemekten çekinme.

Evrensel cazibe yasası gereği , ihtiyaç duyan ve duyulan birbirine çekilir. Kendini dilenci gibi asla hissetme. İstek yasası çok büyük bir güçtür. Bize hep eğer bir şeye sahip olmak istiyorsan bedelini ödemek zorundasın dediler. Bu  bakış açısı kökten yanlıştır. Bir şeye sahip olmak istiyorsan, ona gerçekten ihtiyacının olması ve bu içtenlikle de isteyebilmek yetmektedir.

İnsanlar, biz hep istiyoruz ama bir şey olduğu yok diyebilir. Buna verilecek cevap yukarıdaki açıklamanın içindedir. Kişi bu durumda istediği neyse onu tüm içtenliğiyle ihtiyaç duyduğu için istememektedir. Gerçekleşmeyen isteklere biraz dikkat edilirse istenilen birçok ayrı şeyin birbiriyle çeliştiği görülecektir. Ve iki çelişik istek olduğunda bizler felç dediğimiz durumları yaratırız. Ve yaşamda hareket edemez hale geliriz. Bir şeyi bir yanımız ister diğer yarımız istemez ise böyle çelişkiler yaratırız ve yaşamımızda yada bedenimizde blokajlar tıkanıklıklar yaratırız.

Geçerli anlayış kalıpları, isteklerimize ulaşabilmek için çok çalışmak, uzun yıllar çalışmak, çok donanımlı olmak gibi gereklerin olduğunu savunur. Ve bu anlayış kalıplarının içine doğan insan, bu kalıp düşüncelerle kendini sınırlar ve inançlarını oluşturur. Ama gerçek zafer bu olumsuz inançlar karşısında  ezilmeden durabilmek ve onları bizi destekleyen olumlu yeni inançlar ile değiştirmektir.olumsuz koşullamalarımızın  araştırılması ve aşılması Kişisel Gelişim’in temelini oluşturdu. Tezahür yasalarının harekete geçirilmesinde biricik önemi olan konu olumlu düşüncedir. Sağlık, Sevgili, Para ve satın alacağı her şey, İş vb Tezahür yasalarının harekete geçirilmesinde biricik önemi olan konu şudur. Olumlu düşünce. Çünkü tezahür yasalarını saf istek harekete geçiriyor. Saf isteği ise, olumlu düşünce harekete geçiriyor. Olumlama çalışmaları bedenimizle yeniden ilişkiye geçmeye niyetli olduğumuzu göstermektir.

Tüm fizik ve psişik sorunlar bedenimizle olan iletişimde bir bozulmadır. Bedenimizi dinlemeyi öğrenmeniz; ona sevecen davranmamız ve saygı göstermeniz gerekir. İnançlarımız değiştirerek yaşamımızı değiştirebilir yaşamımızda çok daha fazla sağlık, mutluluk ve başarı yaratabiliriz.

Çekim yasası bir yaratım yasasıdır.Siz ona inansanız da inanmasanız da, onu anlasanız da anlamasanız da, çekim yasası işleyişine daima devam eder.

Kuantum fizikçileri bize, Evren`in tamamının düşünceden doğduğunu söylerler! Siz hayatınızı düşünceleriniz aracılığıyla ve çekim yasasıyla yaratıyorsunuz; evrenizde gördüğünüz herkes de bunu böyle yapıyor.Bu sadece siz bunu bildiğinizde çalışır diye bir şey yok.Bu yasa hayatınızda her zaman çalışır ve tarihte de herkesin hayatında çalışmıştır. Bu büyük yasayı fark ettiğiniz zaman, ne kadar akıl almaz bir gücün sahibi olduğunuzu ve yaşamınızı DÜŞÜNEREK var edebileceğinizi de fark edeceksiniz. Siz ne kadar çok düşünürseniz, yasa o kadar çok çalışır.

Düşünceleriniz akarken çekim yasası sürekli çalışmaktadır.Geçmişi, içinde bulunduğunuz anı ya da geleceği düşündüğünüzde çekim yasası mutlaka çalışmaktadır. Bu,sürekli devam eden bir süreçtir. “Pause” ya da “Stop”düğmesine basamazsınız. Düşünceleriniz varoldukça buyasa da sonsuz işleyişini, sürdürecektir.

Fark edelim ya da etmeyelim, zamanımızın çoğunu düşünerek geçiriyoruz. Biriyle konuşuyor veya birini dinliyorsanız; o an düşünüyorsunuz demektir. Gazete okuyor veya televizyon izliyorsanız; düşünüyorsunuz. Geçmişe dair anılarınızı hatırladığınızda; düşünüyorsunuz. Geleceğe dair plan yaptığınızda düşünüyorsunuz. Araba kullanırken, ya da sabahları hazırlanırken de düşünüyorsunuz. Birçoğumuzun düşünmeye ara verdiği tek zaman dilimi uykuda olduğu zaman dilimi olmakla birlikte, çekim kuvvetleri uykuya dalmadan önce düşündüklerimiz üzerinde çalışmaya devam ederler. Uyumadan önce iyi şeyler düşünmeye çalışın.

Yaratım her zaman gerçekleşir. Bir bireyin bir düşüncesi olduğunda ya da bir şeyi uzun süredir kronik bir biçimde düşündüğünde, yaratım süreci işliyor demektir. Bu düşüncelerin doğuracağı bir şeyler olacaktır.

Şu an düşündükleriniz, gelecekte yaşayacaklarınızı doğuruyor. Yaşamınızı düşüncelerinizle siz yaratıyorsunuz. Sürekli düşündügünüz için, sürekli yaratıyorsunuz. En çok düşündüğünüz ya da en çok odaklandığınız şey, yaşamınız olarak karşınıza çıkıyor.

Doğanın tüm yasaları gibi, bu yasada da tam bir mükemmellik vardır. Yaşamınızı siz kendiniz yaratırsınız. Ne ekerseniz onu biçersiniz! Düşünceleriniz tohumlar gibidir ve kaldıracağınız hasat, ektiğiniz tohumlara bağlıdır.

Yaşadıklarınızdan şikayet ediyorsanız, çekim yasası size şikayet edeceğiniz daha fazla şey getirecektir. Başına gelenlerden yakman birini dinlerken, ona odaklanarak yakınlık gösterip onu onayladığınızda da, o an düşündükleriniz yakınılacak durumları kendinize çekmenize sebep olur. Yasa, gayet basit çalışıyor ve düşüncelerinizle odaklandığınız ne varsa hepsini size yansıtarak geri veriyor. Bu etkili bilgiyle,düşündüklerinizi değiştirerek yaşamınıza dair her koşulu ve olayı kesinlikle değiştirebilirsiniz.

Yaşamınız avuçlarınızın arasında, şu an nerede olduğunuz, şimdiye kadar neler yaşadığınız hiç önemli değil; bilinçli olarak düşüncelerinizi değiştirmeye başlayabilir, hayatınızı değiştirebilirsiniz. Umutsuz durum diye bir şey yoktur. Yaşamınızdaki her türlü koşul değişebilir!

AffetmekNefreti aşmanın tek yolu var: Affetmek…

Biz ancak başkalarını affettiğimizde özgürlesiriz.
Bize yapılanları affetmediğimiz sürece tam anlamıyla sağlıklı ve mutlu olma şansımız yoktur.

Nefret yaşamdan zevk almamızı, insanların güzel yanlarını görmemizi engeller. Hiç kimse saf iyi ya da saf kötü değildir. Salt kötülükleri görmek bir süre sonra şüphe, depresyon ve umutsuzluk denizinde boğar insanı. Nefret dolu bir yaşam, mutsuz bir yaşamdır. Affetmek insanı derinleştirir. Affetmek için, insanın ruhsal ve zihinsel olarak kendisini hazır hissetmesi gerekir. Çünkü affetmek bir seçimdir.

Kimsenin zorlamasıyla affetmek mümkün değildir. Affetmek bir süreçtir. birdenbire affedişler bile bir sürecin ürünüdür. Affetmeyi seçtiğinizde kimse size borçlanmayacaktır. Yani koşullu affetme yoktur. Diğer insanın da sizi affetmesini, değişmesini veya sizin istediğiniz gibi olmasını beklemeyin. Affetmek bir seçimdir. Amacı sizin rahatlamanızdır, sizin özgürleşmenizdir. Nefret duyduğunuz kişinin yaşıyor ya da ölmüş olması sizin affetme sürecinde duyduğunuz acıların yoğunluğunda bir farklılık yaratmayacaktır. O acılar sizin acılarınız. Affetmek kolay değildir. Fakat özgürleşmek için gereklidir. Çoğu insan affetmenin nefret ettiği kişiyi suçsuz ya da haklı bulduğu anlamına geleceğini sanır.

Oysa affetmek, geçmişteki anıların boyunduruğundan kurtulmak, yaşamımızı kontrol altında tutmasına son vermek demektir.
Affetmek, o kişiyi sevmek değil.
Affetmek, o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil.
Affetmek, o kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil.
Affetmek, o kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil.
Affetmek, o kişiyi kucaklamak değil.
Affetmek, o kişiyi suçsuz bulmak değil.
Affetmek, o kişiyi haklı bulmak değil.
Affetmek, o kişinin verdiği zararları telafi etmek için çaba göstermemek değil.

Affetmek kırgınlığın, küskünlüğün, nefretin hapishanesinden özgürlüğe kavuşmaktır.
Affetmek artık acıyı hissetmemektir. Yapılanları zihinsel olarak unutmak zaten mümkün değildir.

Affetmek bize yapılanları unutmak değil en yüksek adalet için olanları daha yüksek bir güce teslim etmektir. ”Duygusal unutma” affetmenin diğer adıdır.

Direnç İçsel ÇatışmaPsikoterapide,kişisel gelişimde ve tedavilerde direnç kavramı,olağandışı fakat ortak bir fenomendir. Değişmek isteyen kişinin sanki değişmek istemiyor gibi hareket etmesidir.  Direnç kişinin iyileşmek istediğini söylediği halde ilerleme gösterememesi ve sorununun devam etmesidir. Yani kişinin iyileşmeyi hem istemesi hem istememesi yani içsel bir çatışma yaşaması halidir.

Direnç taşınması çok zor hislerle yada fikirlerle karşılaşan kişinin, psikolojik savunma mekanizmalarını devreye sokma halidir.  İçsel savunma mekanizmaları her ne kadar normal ve sağlıklı olsada arzuladığımız değişimlerin önünde bir engel teşkil eder. Savunma mekanizmaları eskimiş,çarpıtılmış yada artık fonksiyonunu yitirmiş olabileceğinden yeniden gözden geçirilmesi ve kişiye yeni güven kaynaklarının verilmesi gerekebilmektedir.

Gerçek şudur ki; iyileşmenin önündeki en büyük engel yine  kişinin kendisidir. Kişiler bilinçli olarak iyileşmeyi isteseler de bilinçaltlarında yaşadıkları sorunlardan kurtulmayı  seçmeyebilirler. Bunun altındaki en önemli neden kişilerin yaşamış oldukları durumdan elde etmiş oldukları ikincil kazançlardır. Bu ikincil kazançlar kişiden kişiye değişiklik göstermektedir.  Direnç durumlarında ,öncelikle bu ikincil kazançlar bulunmalı ve kişilerin bu ikincil kazançları sağlıklı olan yollardan  da elde edebileceklerine kişiler ikna edilmelidir. Aksi halde iyileşme gerçekleşmemekte yada kalıcı olmamaktadır.

Dirençlerin bulunup ortadan kaldırılması terapide genellikle büyük önem taşıyan bir dönüm noktasıdır. Terapi ilişkilerinde direnç, kendini çok çeşitli yollardan ifade edebilir. Unutulan randevular,erteleme,randevulara geç kalma alışkanlığı,istenilenlerin yerine getirilmemesi yada sonu gelmeyen boş konuşmalar direncin göstergesi olabilir.

Tanrı'nın MuhtırasıGönderilen : Sen
Gönderen : Tanrı

TANRI`NIN MUHTIRASI

Beni dinle.
Ağladığını duyuyorum.
Sesin karanlığı geçip, bulutlardan süzülüp, yıldızların ışığında parlayıp, güneşin ışığında kalbimin yolunu buluyor.
Kapana kısılmış bir tavşanın çığlığı, annesinin yuvasından düşmüş bir serçe, bir gölde umutsuzca çırpınan çocuk bana acı verir.

Seni duyduğumu bil. Huzurlu ol. Sakin ol.
Acının sebebini ve ilacını biliyorum ve sana kurtuluşunu getiriyorum.
Yıllar içinde dağılan çocukluk hayallerine ağlıyorsun.
Başarısızlıkla yıkılan özgüvenine ağlıyorsun..
Harcanan yeteneklerine ağlıyorsun.
Acıyla kendine bakıyorsun ve havuzda gördüğün aksine dehşetle sırtını dönüyorsun. Utancın kansız gözleriyle sana bakan bu insanlığın yüz karası da kim ?
Tavrının asaleti, bedeninin güzelliği, zihninin açıklığı, dilinin zekası ?
Kim çaldı onları ? Hırsızın kim olduğunu biliyor musun, benim gibi ?
Babanın tarlasında başını çimenden yastığına koyduğunda ve bulutlar katedraline baktığında, Babil `in tüm altınlarının bir gün senin olacağını düşünmüştün. Kitaplardan okudukça, tabletlere yazdıkça, Süleyman `ın tüm bilgeliğinin sana geçeceğine inanmıştın.
Ve mevsimler yıllara dönüşürken, kendi Cennet Bahçe `nde yüce hükümranlığını sürdürecektin. O planları, hayalleri, umut tohumlarını içine kimin ektiğini hatırlıyor musun? Hatırlayamazsın.
Annenin rahminden çıktığın ve benim elimi yumuşak alnına dayadığım o anı hatırlayamazsın. En iyi dileklerimin senin olması için kulağına fısıldadığım sırrı hatırlayamazsın.
Sırrımızı hatırlıyor musun ? Hatırlayamazsın.
Geçen yıllar, anılarını yok etti, zihnini korku, şüphe, endişe, nefretle doldurdu. O canavarların barındığı yerde artık neşeli anılara yer yok.
Ağlama artık. Ben seninleyim. ve bu an yaşamının dönüm noktası. Her şey, tıpkı annenin rahminde geçirdiğin zaman gibi geçip gitti. Geçmiş öldü.
Bugün sen, yaşayan ölü olmaktan kurtuluyorsun.
Bugün ağzımı ağzına koyuyorum, gözlerimi gözlerine, ellerimi ellerine ; ve etin sıcak yine.
Bugün sana gelmeni emrediyorum. Mahşerin mezarından çıkıp yeni bir hayata başlayacaksın.
Bugün senin doğum günün. Bu senin yeni doğum günün… İlk yaşamın.
Tıpkı bir tiyatro oyunu gibi, öncekiler yalnızca provaydı. Bu kez perde kalktı.
Bu kez dünya izliyor ve alkışlamak için bekliyor. Bu kez kaybetmeyeceksin.
Mumlarını yak. Pastanı kes. Yeniden doğdun. Kozasından çıkan bir kelebek gibi uçacaksın.dilediğin kadar yüksekten uç. Başında benim elimi hisset.
Benim bilgeliğime katıl.
Doğarken duyup, unuttuğun sırrı, seninle yine paylaşmama izin ver.
SEN BENİM EN BÜYÜK MUCİZEMSİN.
SEN DÜNYANIN EN BÜYÜK MUCİZESİSİN.
Bunlar duyduğun ilk sözcüklerdi. Sonra ağladın. Herkes ağladı. O zaman bana inanmadın.ve bu inançsızlığını giderecek hiçbir şey olmadı, bunca yıldır. En aşağılık işleri bile beceremediğini düşünürken nasıl bir mucize olabilirsin ? En önemsiz sorumluluklarla yüklenmişken ve kendine güvenini kaybetmişken nasıl bir mucize olabilirsin ? Borç içine batmışken ve yarınki ekmeğini nasıl kazanacağını düşünerek uyuyamazken, nasıl bir mucize olabilirsin ?
Yeter. Olan oldu artık. Oysa kaç peygamber, kaç bilge, kaç şair, kaç ressam, kaç besteci, kaç bilim adamı, kaç filozof ve mesih gönderdim, hepsi de ilahiliğinden, tanrısal potansiyelinden ve başarının sırlarından bahsediyorlardı. Onlara nasıl davrandın ?
Hala seni seviyorum ve şu anda bu kelimelerle seninleyim. Tanrı `nın insanların yaralarını iyileştirmek için elini ikinci kez onların üzerine koyacağını söyleyen peygamberi doğrulamak için.
Elim yine üzerinde.
Bu ikinci kez.
Sen benim kalıntımsın.
Bunu söylemeye gerek yok, bilmiyor muydun, duymamış mıydın, en başında sana söylenmemiş miydi ; dünyanın yaradılışından anlamamış mıydın ?
Bilmiyordun, duymamıştın, anlamamıştın.
Sana özel bir eser olduğun söylenmişti ; sebepleri asil, şekil ve hareketleri etkili, hayranlık verici ve meleksi, Tanrı gibi anlayışlı.
Sana toprağın tuzu olduğun söylenmişti. Sana dağları bile oynatmanın sırrı verilmişti, imkansızı başarmanın. Sen kimseye inanmadın. Mutluluk haritanı yaktın, zihninin huzurundan vazgeçtin, zafere giden kaderinin yolundaki mumları söndürdün, sonra tökezledin, kayıp ve korkmuş bir halde, kendine acımanın karanlığında, kendi yarattığın cehenneme düşene dek..
Ağladın sonra. Seni düşüren talihine küfür edip, göğsüne vurdun.
Kendi miskin düşüncelerinin sonuçlarını kabul etmedin, tembelliğinin ve başarısızlığının sorumluluğunu yükleyecek bir günah keçisi aradın.
Hemen de buldun.
Beni suçladın.
Engellerinin ,başarısızlığının, fırsat bulamamanın Tanrı `nın isteği olduğunu haykırdın.
Yanılıyordun !
Tanrı'nın MuhtırasıElimizdekilere bir bakalım. İlk önce engellerine bakalım.. Araçların olmazsa, yeni bir yaşam kurmanı nasıl isterim ?
Kör müsün ? Güneşin doğup battığına şahitlik etmiyor musun ?
Hayır görüyorsun. ve gözlerine yerleştirdiğim yüz milyonlarca alıcı, yaprağın büyüsünden, bir kar tanesinden, bir gölden, bir kartaldan, bir çocuktan, bir buluttan, bir yıldızdan, bir gülden, bir gökkuşağından ve aşk dolu bir bakıştan zevk almanı sağlıyor. Hayır duası et.
Sağır mısın ? Bir bebek sen duymadan gülüp ağlayabilir mi ?
Hayır. Duyuyorsun.kulaklarına yerleştirdiğim yirmi dört bin tel, ağaçlardaki rüzgarla titreşiyor ; kayalıklardaki gelgitle, operanın haşmetiyle, bülbülün çığlığıyla, oyun oynayan çocukların cıvıltısıyla ve “seni seviyorum” sözcükleriyle. Yine şükret.
Dilsiz misin ? Dudakların ileri geri oynayıp yalnızca tükürük mü üretiyor ?
Hayır. Konuşabiliyorsun.diğer hiçbir yaratığımın yapamadığı bir şey bu.
Sözcüklerin sinirliyi sakinleştiriyor, umutsuza umut veriyor, vazgeçeni heveslendiriyor, yenilmişe destek veriyor, cahile öğretiyor.ve “seni seviyorum” diyor. Tekrar şükret.
Sakat mısın ? Muhtaç vücudun yer mi işgal ediyor ?
Hayır. Hareket edebiliyorsun. Sen ufak bir alana hapsolmuş rüzgar ve dünya tarafından rahatsız edilen bir ağaç değilsin. Gerinebilirsin, koşup dans edip, çalışabilirsin, sana beş yüz kas, iki yüz kemik ve yedi mil sinir teli verdim, hepsini ben ayarladım senin için. Yine şükret.
Sevilmiyor ve sevmiyor musun ? Gece ve gündüz, yalnızlık mı sarmalıyor seni ? Hayır. Artık değil. Artık sırrını biliyorsun, sevgiyi alabilmek için onu karşılık beklemeden vermelisin. Kendini iyi hissetmek, tatmin olmak ya da gurur için sevmek, sevmek değildir. Sevgi karşılığı beklenmeyen bir ödüldür.
Bencil olmadan sevmenin artık başlı başına bir ödül olduğunu biliyorsun.
Sevgi karşılık bulmasa da kaybolmaz, verdiğin sevgi sana geri döner, kalbini temizler ve yumuşatır. Bir daha şükret. İki kere şükret !
Kalbin mi zayıf ? Kanıyor mu ya da yaşamını sürdüremiyor mu ? Hayır.Kalbin güçlü. Göğsüne dokun ve ritmi hisset. Kalbin saatlerce, günlerce, gecelerce atıyor. Her sene otuz altı milyon vuruş yapıyor. Altmış bin damardan yılda altı yüz galon kan pompalıyor. İnsanoğlu asla böyle bir makine icat edemedi.
Tekrar şükret.
Bir cilt hastalığın mı var ? Sen yaklaşınca insanlar korkuyla kaçıyorlar mı? Hayır. Cildin temiz ve bir harika, onu yalnızca sabunlaman ve ona bakman gerekiyor. Zaman içinde tüm çelikler yıpranır, paslanır ama cildine bir şey olmaz. En güçlü metaller bile kullanıldıkça yıpranır, ama seni sardığım o tabaka yıpranmaz. Sürekli kendini yeniler, eski hücreler yerini yenilere bırakır. Tekrar şükret. Ciğerlerin mi kirli ? Yaşamın nefesi vücuduna girerken zorlanıyor mu ?
Hayır. Yaşama açılan lombarların kendi yarattığın en pis ortamlarda bile sana destek oluyor ve sana yaşam veren oksijeni getirip vücudunu artık gazlardan arındırıyorlar. Bir daha şükret.
Kanın zehirli mi ? Su ve cerahatle mi dolu ?
Hayır. Kanının içinde yirmi iki trilyon kan hücresi, her hücrede milyonlarca molekül ve her molekülün içinde, her saniyede on milyon defadan fazla titreşen bir atom var. Her saniye iki milyon kan hücren ölüyor, yerine iki milyon yeni hücre geliyor ve bu doğduğun günden beri oluyor. Her zaman içinde olan, şimdi dışında da oluyor. Bir kez daha şükret.
Aklını kullanamıyor musun ? Artık kendi kendine düşünemiyor musun ?
Hayır.
Beynin evrendeki en karmaşık yapı. Biliyorum. İçinde on üç milyar sinir hücresi var, dünyadaki insan sayısından çok daha fazla.. Her gördüğünü, her sesi, her tadı, her kokuyu, her hareketini doğduğundan beri dosyalıyor.
Hücrelerinin içine, bin milyar protein molekülü yerleştirdim.
Yaşamındaki her olay yalnızca hatırlanmayı bekliyor orada. Ve beynine vücudunun kontrolünde yardımcı olsunlar diye, vücuduna dört milyon acı hissini sağlayan yapı, beş yüz bin dokunma detektörü ve iki yüz binden fazla ısı detektörü koydum. Hiçbir devletin altını senden daha iyi korunmuyor.
Hiçbir antik harika senden daha yüce değil.
Tanrı'nın MuhtırasıSen benim en iyi eserimsin.
İçinde, dünyanın en büyük şehirlerini yok edebilecek ve yeniden kurabilecek güçte atom enerjisi var.
Fakir misin ? Cüzdanında hiç altın ya da gümüş yok mu ? Hayır. Sen zenginsin. Şimdi servetini birlikte daha iyi hesapladık.
Listedekileri tekrar say ve iyice öğren.
Neden kendine ihanet ettin ? Neden tüm hayır dualarının elinden alındığını düşünüp de ağlıyorsun ? Neden güçsüz olduğuna ve hayatını değiştiremeyeceğine inanarak kendini aldatıyorsun ? Yeteneğin, duyuların, zekan, zevklerin, içgüdülerin, hislerin ve onurun yok mu? Umudun yok mu?
Neden gölgelerde sürünüyorsun, cehennemin rutubetine çağrılmayı bekleyen yenik bir dev gibi ?
Çok şeyin var. Hayır duaların bardağından taşıyor. Onları sana öyle bir cömertlik ve sıklıkla verdim ki lüks içinde şımarmış bir çocuk gibisin, onların farkında değilsin.
Cevap ver bana.
Kendine cevap ver.
Yaşlı, hasta, sakat, muhtaç ama zengin bir adam, senin hafife aldığın o kutsallığa sahip olabilmek için, kasasındaki tüm altını verirdi.
O halde, mutluluk ve başarının ilk sırrını öğren.. Bu senin hazinen, bugünden başlayarak yeni ve daha iyi bir gelecek kurmana yarayacak araç gereç.
O yüzden şimdi sana diyorum ki şükretmen gerekenleri gör ve şimdiden benim en büyük eserim olduğunu bil. Bu yaşayan bir ölü olmaktan kurtulmanı ve dünyanın en büyük mucizesini gerçekleştirmeni sağlayacak ilk kural.
Yoksulluk içinde öğrendiğin derslere şükret. Çünkü az şeyi olan, fakir değildir ; yalnızca çok isteyen fakirdir. Gerçek güvenlik insanın sahip olduklarında değil, sahip olmadıklarındadır. Başarısızlığına sebep olan engellerin nerede ? Onlar yalnızca senin zihnindeler.Şükretmen gerekenleri gör.
İkinci kural da birinciye benziyor. Nadideliğini ilan et !
Kendini ufak tefek şeylerle uğraşmaya mahkum ettin ve orada başarısızlığını affedemeyerek, kendi nefretinle kendini yok ederek, kendini cezalandırarak, kendine karşı ve başkalarına karşı işlediğin suçlardan iğrenerek öylece yatıyorsun.
Şaşkın değil misin ?
Sen kendini affedemezken, benim seni nasıl olup da affettiğimi, günahlarını ve acınacak halini nasıl bağışladığımı anlayamıyorsun. Şimdi sana üç
neden sayıyorum. Bana ihtiyacın var. Sen sıradanlığın gri yığını içinde, yok oluşa doğru giden bir hayvan sürüsü değilsin. Ve sen bir nadidesin !
Rembrandt `ın bir resmini, Degas `ın bronz bir heykelini, Stradivarius `un bir kemanını ya da Shakespeare `in bir oyununu düşün. Bu kadar değerli olmalarının iki nedeni var. Onların yaratıcıları ustalardır ve sayıları azdır. Ayrıca onların bir eşine rastlamak mümkündür.
Bu yüzden sen dünya üzerindeki en değerli hazinesin, çünkü seni kimin yarattığını biliyorsun ve sen yalnızca bir tanesin. Dünya kurulduğundan beri, senin tıpatıp aynın bir kişi daha olmamıştır.. Dünyanın sonu gelene kadar da asla, senden bir tane daha olmayacaktır.
Özelliğinin ve tekliğinin hiçbir zaman farkına varmadın. Yine de dünyadaki en nadide varlıksın.
Yüce aşk anında babandan sayısız aşk tohumu aktı, dört yüz milyondan fazla.
Hepsi, annenin içinde yüzerken öldü. Bir tanesi hariç ! Sen.
Annenin sevgi dolu sıcaklığında yaşadın, diğer yarını, annenden tek bir hücre, iki milyon tanesi ancak bir meşe palamudunu dolduracak kadar ufak bir hücre arayarak.
Yine de sen tüm imkansızlıklara rağmen o karanlık ve felaket okyanusunda yaşadın, o ölümsüz hücreyi buldun, onunla birleştin ve yeni bir yaşama başladın. Senin yaşamına.
Sen geldin, her çocuk gibi, henüz insandan umudumu kesmediğim mesajını getirdin. İki hücre bir mucizede birleşti. İkisinde de yirmi üç kromozom ve her kromozomda yüzlerce gen olan, her biri gözlerinin renginden, davranışlarına, beyninin ölçüsüne kadar senin özelliklerini taşıyan iki hücre. Tek buyruğumla, babanın dört yüz milyon sperminden biriyle, annenin ve babanın kromozomlarındaki yüzlerce genden birini birleştirip, her biri diğerinden farklı, üç yüz bin milyar insan yaratabilirdim.
Ama kimi yarattım ?
Seni ! Tek bir tür. En nadide. Paha biçilmez bir hazine. Zihni, konuşması, görünüşü, hareketleri, davranışları yaşamış, yaşayan ve yaşayacak hiç kimseye benzemeyen.
Bir kralın hazinesine bedelken, kendini niye kuruşla ölçüyorsun ?
Seni aşağılayanları neden dinledin ? Daha da kötüsü onlara neden inandın.
Artık nadideliğini karanlıkta saklama. Onu göster. Dünyaya göster.
Kardeşinin yürüdüğü gibi yürümeye, liderinin konuştuğu gibi konuşmaya, vasatların çalıştığı gibi çalışmaya çalışma. Bir başkasının yaptığını yapma.
Asla taklit etme. Şeytanı taklit eden örneği aşar, iyiyi taklit eden yetersiz kalır. Kimseyi taklit etme. Kendin ol. Nadideliğini dünyaya göster ve onlar seni altınla yıkasınlar. İşte bu da ikinci kuraldır.
Hiçbir engelin yok. Sen sıradan değilsin. Kendini aldattığını kabul et.
Sıradaki şikayetin ne ? Hiç mi fırsat çıkmıyor önüne ?
Öğüdümü dinle. Hepsi geçecek, çünkü sana her türlü işte, başarının kuralını veriyorum. Yüzyıllarca önce bu kural atalarına bir dağın tepesinde verilmişti. Bazıları kurala uydu ve yaşamları mutluluğun meyveleriyle, başarıyla, altınla ve huzurla doldu. Çoğu dinlemedi, büyülü yollara başvurdular, garip yollara girdiler, ya da yaşamın zenginliklerine kavuşmak için şans denen şeytanı beklediler. Ümitsizce beklediler. tıpkı senin gibi, sonra ağladılar, senin ağladığın gibi, şanssızlıklarını bana bağlayarak.
Kural basit. Genç ya da yaşlı, dilenci ya da kral, siyah ya da beyaz, erkek ya da dişi. hepsi sırrı kendi yararlarına kullanabilirler. Başarının tüm o kuralları, sözleri, yazıları içinde yalnızca bir metot hiç başarısız olmamıştır. Onunla bir mil gitmek için çaba gösteren, iki mil gider.
Bu, üçüncü kural. bu zenginlikler yaratan ve rüyalarından bile daha öteye giden bir sır. Bir mil daha git !
Başarının tek yolu, senden beklenenden daha iyisini yapmaktır, işin ne olursa olsun. Bu, dünya kurulduğundan beri her başarılı insanın yaptığı şeydir. Kendini sıradanlaşmaya mahkum etmenin yolu, yalnızca karşılığını aldığın kadarını yapmaktır.
Eğer aldığın gümüşten fazlasını vermişsen, aldatıldığını düşünme.
Verdiğin güzelliklerin bir terazisi vardır ; eğer bugün karşılığını almazsan, yarın mutlaka on katını alırsın. Sıradanlık bir mil bile gitmez, neden kendimi aldatayım diye düşünür. Ama sen sıradan değilsin. Bir mil daha ilerlemek kendi rızanla elde edeceğin bir ayrıcalıktır. Yapamazsın, onu engellememelisin. Eğer bırakırsan, diğerleri kadarıyla yetinirsen, başarısızlığının tek suçlusu sen olursun. Sebep ve sonuç, araç ve hedef, tohum ve meyve, bunlar ayrılamaz. Sonuç sebepten doğar ; hedef, araçların içinde vardır ve meyve her zaman tohumundadır.
Bir mil daha git.
Takdir bilmeyen biri için çalıştığını düşünüp kendine dert etme. Ona daha fazla hizmet et. Ve onun yerine bırak alacaklı olduğun ben olayım. O zaman bileceksin ki her dakika her verdiğin ekstra hizmet benim tarafımdan
karşılığını bulacaktır.
Ödülün zamanında gelmeyecek diye endişelenme. Ödeme ne kadar gecikirse, senin için o kadar daha iyi.
Başarıyı çağıramazsın, ancak onu hak edersin , ve artık onun az bulunan ödülünü almanın sırrını biliyorsun. Bir mil daha git.
Sen benim en büyük mucizemsin.
Sen dünyanın en büyük mucizesisin.
Başarı ve mutluluğun üç kuralı var.
Şükretmen gerekenleri gör ! Nadideliğini ilan et ! Bir mil daha git !
Sabırlı ol. Bunlar göz açıp kapayıncaya kadar olmaz. Zorluklarla kazandıkların elinde daha uzun süre kalır.
Yeni hayatına başlarken korkma. Her soylu başarı, risklerini de beraberinde taşır. Birini kazanmaktan korkan, daha fazlasını hiç kazanamaz. Artık bir mucize olduğunu biliyorsun, ve mucizede korku olmaz.
Gururlan. Sen dikkatsiz bir yaratıcının bir laboratuardaki deneyinin ürünü değilsin. Anlayamadığın güçlerin esiri değilsin. Sen yalnızca benim gücümün özgür bir dışa vurumunun, yalnızca benim sevgimin ürünüsün. Sen bir amaçla yapıldın. Elimi hisset. Sözlerimi duy.
Bana ihtiyacın var. ve benim de sana.
Yeniden inşa edeceğimiz bir dünyamız var. Bunun için bir mucize gerekiyorsa bundan bize ne? Her ikimiz de mucizeyiz ve şimdi birbirimize sahibiz.
Seni dev bir dalgadan alıp, çaresizce kumlara çarptığım günden beri sana olan inancımı hiç kaybetmedim. Zamanı ölçmeye kalkarsan, bu beş yüz
milyon yıl önceydi. Otuz bin yıl önce kusursuzluğa ulaşana dek, bir çok model, şekil, ölçü denedim. Bunca yıldır seni düzeltmek için hiç çaba sarf etmedim.
Bir mucize nasıl düzeltilebilir ki? Sen bir mücevherdin ve ben de memnun olmuştum. Sana bu dünyayı ve hakimiyetini verdim. Sonra tam potansiyeline ulaşman için, bir kez daha sana elimi verdim, evrendeki hiçbir yaratığa bahşedilmeyen güçler verdim.
Sana düşünme gücü verdim.
Sana sevme gücü verdim.
Sana seçme gücü verdim.
Sana gülme gücü verdim.
Sana hayal etme gücü verdim.
Sana yaratma gücü verdim.
Sana plan yapma gücü verdim.
Sana konuşma gücü verdim.
Sana dua etme gücü verdim.
Seninle sınırsız bir gurur duyuyorum. Sen benim son eserimsin, benim en büyük mucizemsin. Tam bir yaşayan varlık. Her iklime, her güçlüğe, her zorlamaya uyum sağlayabilen. Benden yardım beklemeden kendi kaderiyle başa çıkabilen. Kendisi ve insanlık için en iyiyi, içgüdüleriyle değil düşünceyle gösterebilen.
Böylece, başarı ve mutluluğun dördüncü kuralına geldik ; hiçbir meleğime vermediğim bir güç bu.
Sana seçme gücü verdim.
Bu armağanla seni meleklerimden de üst seviyeye koydum ; çünkü meleklerin günahı seçme hakları yoktur. Sana kaderinin tüm kontrolünü verdim.
Kendi özgür iradenle kendi yaradılışının doğasını belirlemene izin verdim.
Ne cennete ne de dünyaya ait olmak zorundasın, kendini istediğin şekle sokmakta özgürsün. En düşük yaşam biçimini benimsemekte özgürsün, ya da ruhunun değerlendirmesiyle, en yüce formda yeniden doğabilirsin ki onlar ilahidir.
Senin yüce gücünü, seçme gücünü elinden almadım hiç. Bu inanılmaz güçle ne yaptın ? Kendine bak. Yaşamında yaptığın seçimleri düşün ve hatırla, şimdi o acı anları yaşamamak için bir şansın daha olsaydı, dizlerinin üzerine çökerdin.
Geçmiş geçmiştir. Şimdi dördüncü büyük kuralı biliyorsun, mutluluk ve başarının dördüncü kuralını. Seçme gücünü akıllıca kullan.
Sevmeyi seç.nefreti değil.
Gülmeyi seç.ağlamayı değil.
Yaratmayı seç.yok etmeyi değil.
Azmi seç.vazgeçmeyi değil.
Yüceltmeyi seç.dedikoduyu değil.
İyileştirmeyi seç.yaralamayı değil.
Vermeyi seç.ertelemeyi değil.
Büyümeyi seç.bozulmayı değil.
Dua etmeyi seç.küfretmeyi değil.
Yaşamayı seç.ölmeyi değil.
Artık şanssızlıklarının benim isteğime bağlı olmadığını biliyorsun, tüm güç senin içindeydi ve seni insanlıktan çıkaran davranışların ve düşüncelerin senin yaptıklarının sonucuydu, benim yaptıklarımın değil. Senin küçük doğan için benim güç armağanlarım çok fazlaydı. Artık büyüdün, akıllandın ve toprağın meyveleri senin olacak.
Sen harikalıklarla dolusun. Potansiyelinin sınırı yok.
Yarattıklarımın içinde senden başka kim ateşi buldu ? Kim yerçekimi kanununu keşfetti, gökyüzünü delip geçti, hastalıklara şifa buldu?
Bir daha asla kendini aşağılama.
Hiç bir zaman yaşamın kırıntılarıyla yetinme.
Bugünden itibaren asla yeteneklerini gizleme.
Bugünden zevk al.ve yarından, yarınlardan.
Sen dünyanın en büyük mucizesini gerçekleştirdin.
Sen yaşayan bir ölü olmaktan kurtuldun.
Artık asla kendine acımayacaksın ve her yeni gün senin için başarı ve neşe olacak.
Sen yeniden doğdun.Daha önce olduğu gibi, başarısızlık ve mutsuzluğu ya da başarı ve mutluluğu seçebilirsin. Seçim senin. Seçim tamamen senin.
Ben ancak, önceki gibi, izleyebilirim.gururla.ya da acıyla.
O halde, mutluluk ve başarının dört kuralını anımsa.
Şükretmen gerekenleri gör.
Nadideliğini ilan et.
Bir mil daha git.
Seçme gücünü akıllıca kullan.
Diğer dördünü gerçekleştirebilmek için, bir şey daha yap. Her şeyi sevgiyle yap.kendini severek, başkalarını severek ve beni severek.
Gözyaşlarını sil. Uzanıp elimi tut ve dik dur.
Bugün sana şu bildirildi ;
Sen Dünyanın En Büyük Mucizesisin
OG MANDINO – Dünyanın En Büyük Mucizesi Adlı Kitabından

Çok sevdiğim bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedim..

Sonsuz Sevgiler,